Türkiye Cumhuriyeti

Addis Ababa Büyükelçiliği

Büyükelçilik Duyurusu

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun İngiltere Dışişleri Bakanı Sayın Boris Johnson Ile 27 Eylül Tarihinde Ankara’da Gerçekleştirdiği Ortak Basın Toplantısı , 28.09.2016

http://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakani-sayin-mevlut-cavusog…

https://www.youtube.com/watch?v=hzysDXjrX9I

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok değerli basın mensupları, hoşgeldiniz.

Bugün değerli arkadaşım Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Boris Johnson’ı Türkiye’de ve Ankara’da ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Öncelikle kendisine hoşgeldiniz demek istiyorum.

Boris, İstanbul’da ve Gaziantep’te temaslarda bulundu, dün akşam değerli AB Bakanımız Sayın Ömer Çelik’le bir görüşme gerçekleştirdi ve bu sabah Sayın Başbakanımız bizleri kabul etti, bu toplantıdan sonra da Sayın Cumhurbaşkanımız bizi kabul edecek. Kendisine bu ziyaretleri için teşekkür ediyorum.

Özellikle darbe girişimi gecesi önce Birleşik Krallık Ankara Büyükelçisi, sonra Boris Johnson beni arayarak Birleşik Krallık’ın Türkiye’ye ve Türk demokrasisine desteğini net bir şekilde ilettiler. Darbe girişiminin ilk haftasında Sir Alan Duncan’ı Türkiye’ye gönderdiler ve kendisiyle bir görüşme gerçekleştirdim. İngiltere’nin bu zorlu günlerde Türkiye’ye verdiği güçlü destekten dolayı Boris Johnson’a, İngiltere yönetimine ve Başbakan May’e çok teşekkür ediyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakan Theresa May’le New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında son derece yararlı bir görüşme gerçekleştirdi. Daha önce de telefon görüşmesinde Başbakanların ve Sayın Cumhurbaşkanımızın vurguladığı şekilde ve bugün bizim de hemfikir olduğumuz üzere; bundan sonraki süreçte İngiltere’yle ikili ilişkilerimizi daha da güçlendirmek ve işbirliği alanımızı genişletmek için çaba sarf edeceğiz ve bu ortak iradeyi hayata geçireceğiz.

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılması elbette bize destek veren bir ülke olarak bizi üzmüştür, ama Birleşik Krallık halkının demokratik iradesine herkesin saygı göstermesi gerekiyor. Ancak İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılması Avrupa’dan kopması anlamına gelmiyor ve Türkiye’yle İngiltere arasındaki ilişkilerin yeni bir boyut kazanması için de esasen bir fırsat olarak görülebilir. Özellikle ticari ilişkilerimizi, ekonomik işbirliğimizi güçlendirmek için irademizi bir kere daha bugünkü görüşmelerimizde ortaya koyduk.

İngiltere, ikili ticaretimizin 2009’dan bu yana sürekli arttığı nadir ülkelerden biridir ve Türkiye’nin İngiltere’ye ihracatı da düzenli bir şekilde artmaktadır. Ama biz karşılıklı yatırımların arttırılması ve ikili ticaret hacmimizin artması için bundan sonraki süreçte aramızdaki mekanizmaları hayata geçirmek istiyoruz. Her şeyden önce karşılıklı üst düzey ziyaretleri gerçekleştireceğiz. Sayın Başbakanımız Theresa May’i Türkiye’ye davet etti. Sayın Cumhurbaşkanımızın İngiltere’ye yönelik olası bir devlet ziyaretini de bugün değerlendirdik. Ayrıca Ortak Ekonomik ve Ticari Komisyonumuzu da bir an evvel hayata geçirmemiz gerekiyor, bundan sonraki süreçte ilk toplantının gerçekleştirmesi için Bakanlarımız ile koordinasyonu sağlayacağız. Ortak Ekonomik ve Ticaret Komisyonun Türkiye tarafındaki eşbaşkanlığını Dış Ticaretten Sorumlu Ekonomi Bakanımızın üstlenmesi İngiltere’yle bu alanda ilişkilerimize verdiğimiz önemin başka bir göstergesidir.

Başbakan May’in Türkiye’yi ziyaretinde iş forumu düzenlemek istiyoruz ve bunun hazırlıklarını da hep birlikte gerek Dışişleri, gerek Ekonomi Bakanlığı olarak birlikte yapacağız.

Özellikle Suriye ve bölgesel konularda hemfikiriz. Suriye ve Irak’ın DEAŞ’tan temizlenmesi konusunda ortak irademiz bulunmakta. Suriye’de istikrarın tesis edilmesi, ateşkesin ve siyasi dönüşümün sağlanması konusunda İngiltere’yle Türkiye arasında tam bir görüş birliği var. Bölgedeki ve arazideki gerçekleri ve durumu en iyi şekilde tespit edebilen iki ülkeyiz, sözkonusu tecrübemizi tüm koalisyon içindeki ülkelerle de paylaşıyoruz. Bundan sonra daha etkili stratejiyle bir taraftan DEAŞ’ı bu iki ülkeden temizleyebiliriz, diğer taraftan Suriye’nin istikrarı ve geleceği için ortak adımları atabiliriz; ama her şey bizim elimizde dersek bu iyimser bir yaklaşım olur. Bugün maalesef Suriye’de ateşkesi ihlal eden bir rejim ve rejimin destekçileri var, Halep’i tüm ateşkes anlaşmalarına rağmen bombalamaya devam eden, sivilleri öldüren, klorin gazı kullanan, varil bombaları kullanan zalim bir Esad rejimi var, bu rejim konusundaki tutumuz İngiltere’yle aynı çizgide ve bir an evvel Suriye’nin bunlardan kurtulması gerekiyor.

Birleşik Krallık’ın özellikle PKK’ya yönelik ve İngiltere’deki PKK yapılanmasına yönelik bugüne kadar sergilediği politikadan memnunuz. Yine aynı şekilde PKK terör örgütüne karşı yürüttüğümüz mücadelede de desteğini net bir şekilde görüyoruz. Bundan sonraki süreçte sözkonusu desteğin net bir şekilde artarak devam etmesi ise en büyük arzumuz.

Avrupa’nın özellikle Türkiye ve Suriye’ye yönelik anlayışının değişmesi gerekiyor. O da şudur: Türkiye’deki PKK, Kürtleri ve Kürt vatandaşlarımızı temsil etmiyor. Suriye’de ve Irak’ta da, aslında PKK’nın uzantısı olan PYD/YPG de oradaki Kürt kardeşlerimizi temsil etmiyor. Bunu iyi bir şekilde gördüğümüz zaman, Kürtlerle terör örgütlerini net bir şekilde ayırabiliriz ve bugün bunu konuştuk. Bu vesileyle özellikle PYD/YPG ve PKK’nın Avrupa’daki faaliyetlerine izin veren, başta Belçika olmak üzere bazı Avrupa Birliği ülkelerini kınadığımızı burada bir kere daha vurgulamak isterim.

Bugün başbaşa ve heyetlerarası gerçekten çok verimli toplantılar gerçekleştirdik, dün akşam çalışma yemeğinde de bölgesel konular dâhil birçok konuyu değerlendirme fırsatı bulduk. Özellikle göreve geldikten sonra kısa bir süre içinde Türkiye’ye gerçekleştirdiği verimli ziyaret için dostum Boris’e çok teşekkür ediyorum ve bundan sonraki süreçte de işbirliğimizi devam ettireceğiz. Bu duygularla sözü kendisine bırakmak istiyorum.

(Not: Konuk Bakan İngilizce konuşmuştur. Konuşmanın çevirisinin deşifresidir.)

İNGİLTERE DIŞİŞLERİ BAKANI BORİS JOHNSON- Türkiye’de, ve burada olmak gerçekten çok güzel. Türkiye’de gerçekten çok sıkı ve verimli bir şekilde çalışıyorsunuz. Belki bazılarınız biliyordur, benim atalarım aslında buradan; büyük amcam zannediyorum Bakanlıkta sizin şimdi yaptığınız işi yapıyordu Murat Bey, ayrıca kuzenim Selim de aynı şekilde Bakanlıkta görevliydi ve Bakanlıkta aslında benim ailemin bir tarihi var. O yüzden burada olmak benim için çok güzel.

Ve sizlerle gerçekten çok olağanüstü görüşmeler yaptık, birçok konuda mutabakata vardık.

Bunlardan birincisi bence son derece önemli, Birleşik Krallık bu kalkışmayla mücadelede ve demokrasinin korunmasında kesinlikle Türkiye’nin, Türk halkının, Hükümetinin tamamen arkasındadır. Türk halkının böyle bir soruna nasıl karşılık verdiğini görmek çok güzel. Tabii ki biz verilen mücadelenin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz ve Türk halkının demokrasi mücadelesini de destekliyoruz.

Daha önce de ifade edildiği gibi, iki ülkeyi birleştiren çok fazla konu var. Mesela Suriye’yle ve diğer bölgesel meselelerle ilgili benzer tutumlarımız bulunmakta. Hükümetimin, sizin Hükümetinizin ve dünyada birçok kişinin aslında Halep’te olan bitenlerle ilgili olarak çok fazla sorumluluk üstlendiğini de biliyoruz. (…)

Suriye’deki çatışmanın sonuçları özellikle dün benim için çok belirgin hale geldi. Gaziantep’e gittim, Türkiye Hükümetinin ne kadar kahramanca çaba gösterdiğini orada gördüm, şu anda Suriye’den gelmiş olan 3 milyon kişi Türkiye’de bulunmakta; mülteci kamplarına çok büyük yatırım yapıyorsunuz.

Ayrıca şunu gururla söylüyorum: Birleşik Krallık destek verme konusunda çok da yavaş davranmadı; 2,3 milyar sterlini insani yardım altında temin etti. Dün mayından arındırma ve temizlenme operasyonları için biraz daha maddi destek sağladık.

Sayın Bakan ortak değerlerimizden ve terörizmle olan mücadelemizden bahsetti. Bu gerçekten bizi birleştiren unsurlardan bir tanesi. DEAŞ ve PKK’yla olan mücadelede ortak bir pozisyona sahibiz. Türkiye gerçekten bizim dünyamızın güvenliği açısından çok merkezi bir öneme sahip, bu durumun Birleşik Krallık ve İngiliz halkı tarafından anlaşıldığını düşünüyorum.

Kıbrıs’taki çözüm sürecinden bahsettik ve şu anda her iki taraf da liderlik gösteriyor ve çok dikkatli ve iyimser bir şekilde bu yolda ilerlemeye devam ediyorlar. Bu durum birlikte çalışmayı öngördüğümüz konulardan bir tanesi.

Ayrıca birlikte yapabileceğimiz güzel şeylerden de bahsettik. Ekonomik etkileşim iki ülke arasında son derecede önemli. Sadece her yıl 2,5 milyon İngiliz’in Türkiye’ye gelmesinden bahsetmiyoruz, burada iki ülke arasında gerçekten çok fazla ilişki var. Türk malları da tabii ki bizim ülkemize geliyor ve son 5 yıl içerisinde ticaret hacmi gerçekten çok yüksek oranlarda artış gösterdi. Dolayısıyla bu oranı daha da artırmayı amaçlıyoruz. Bu durum sadece bulaşık makinesinden ibaret değil, mesela benim çocukken kullandığım ve yediğim bazı ürünler Türk şirketleri tarafından üretiliyor, iki ülke arasındaki ticaret ekonomik ortaklığımızın önemli göstergelerinden bir tanesi. Ortak Ticaret ve Ekonomi Komisyonu çalışmalarına en kısa zamanda başlayacak ve bu sayede ikili ilişkilere ve ikili çalışmalara biraz daha hız kazandırmış olacağız.

Türkiye ve Birleşik Krallık arasındaki yeni serbest ticaret anlaşması son derece önemli, çünkü sizin de haklı bir şekilde söylediğiniz gibi, Avrupa Birliği’nden ayrılma sürecinde bazı anlaşmaları bırakmamız sözkonusu olabilecek. Ama sizin de belirtiğiniz üzere, Avrupa’dan ayrılmayacağız, Birleşik Krallık’ta olacağız ve Türkiye’nin Avrupa Birliği ve politikası içerisindeki amaçlarının güçlü destekçisi olacağız. Tabii ki iki ülke arasındaki ortaklığımızı da bir yandan güçlendirmemiz gerekiyor, bu konuda önümüzde çok fazla fırsat olduğunu düşünüyorum.

Size ve bütün meslektaşlarınıza göstermiş olduğunuz misafirperverliğe çok teşekkür etmek istiyorum, son derece verimli görüşmeler yaptık.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

SORU- Sayın Johnson’a bir soru soracağım.

Sayın Bakan, 4 ay önce Türkiye’yle ilgili bir söz söylemiştiniz, bununla ilgili acaba özür dileyecek misiniz?

İNGİLTERE DIŞİŞLERİ BAKANI BORİS JOHNSON- Bu hiçbir şekilde çok detaylı konuşmalarımızda dile getirilmedi. Son 36 saattir Türkiye’de son derece uzun ve detaylı görüşmeler gerçekleştiriyoruz ve çok faydalı görüşmeler yaptık.

Ankara’da ve İstanbul’da biraraya geldiğim kişiler Birleşik Krallık’tan gerçekleştirilmekte olan bu ziyaretin aslında Türkiye’ye ve Türk demokrasisine olan taahhüdümüzün bir göstergesi olduğunun farkındalar; bu bence son derece önemli. Birleşik Krallık’ta aslında Türkiye’nin demokrasinin ne kadar önemli olduğunun, korunmasında ne kadar önemli bir rol üstlenildiğinin farkında; burada olmam da bunun göstergelerinden bir tanesi.

Aslında bu konu hiçbir şekilde dile getirilmedi. Bununla ilgili olarak da şaşırdığımı belki de ifade etmem gerekir, ancak siz sorana kadar kimse bunu dile getirmedi.

SORU- Daily Sabah’tan Merve Aydoğan.

Sayın Johnson’a bir soru sormak istiyorum; ‘Türkiye’yi destekliyoruz, bunları çok büyük memnuniyetle karşılıyoruz’ dediniz. Benim sorum şu şekilde olacak; Acaba Birleşik Krallık Gülen grubuna karşı nasıl somut adımlar atıyor? Ve belki takip etmişsinizdir, gerçekten çok büyük bir finansal desteğe sahipler, Birleşik Krallık’taki bazı kuruluşlardan alıyorlar sözkonusu mali desteği. Bununla ilgili birkaç şey söyleyebilir misiniz?

İkinci sorum da Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’na.

Sayın Bakan, PYD Brüksel’de 8’inci kongresini yaptı, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Diğer sorum da, bugün ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Blinken’la görüşeceksiniz, Ankara bildiğiniz üzere önceden Rakka’ya yapılacak bir operasyonun, yani PYD’nin yer almamasını söyledi. ABD’yle birlikte Türkiye’nin ÖSO’yu havadan korumasını talep etmişti. Bununla ilgili net bir cevap alacak mısınız, bunlar görüşülecek mi? Bununla ilgili açıklama yaparsanız seviniriz?

İNGİLTERE DIŞİŞLERİ BAKANI BORİS JOHNSON- İlk önce ben cevaplayayım isterseniz sorunuzu, Gülen grubuyla ilgili olarak ve onlara nasıl yanıt verdiğimizle ilgili olarak Birleşik Krallık’ta net bir şekilde söyleyebilirim ki: Gülenizm ve onların davranış şekli aslında Birleşik Krallık’ta bizim yeni karşılaştığımız bir durum. Biz Türkiye’deki arkadaşlarımızdan ve meslektaşlarımızdan bu örgütün ne olduğuna dair bilgiler alıyoruz; nasıl iletişim kurduğunu, nasıl davrandığını, gündeminin ne olduğunu, bu konularla ilgili bilgi alıyoruz. Dolayısıyla böyle bir cemaatin unsurlarıyla ve detaylarıyla ilgili olarak dünyadaki diğer örgütlerden ne anlamda farklı olduğuna dair bilgi alıyoruz.

Temmuz’da olanlar gerçekten şiddet içerikli ve son derece gizlice yapılmış olaylardı, sözkonusu durumu ve sonuçlarını ciddi bir şekilde değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Gülen örgütünün ülkemizde yaratabileceği ya da oluşturabileceği sonuçlarla ilgili olarak ciddi davranmamız gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’deki yetkililer bu anlamda bizden destek istediler; bu hareketle bağlantılı olan unsurları tespit etmemizi ve onlardan kurtulmamızı istediler. Biz de bunun için elimizden geleni yapacağız ve neler yapmamız gerektiğini ve farklı eylemler altında ülkemize dâhil olmamaları için neler yapmamız gerektiğini değerlendireceğiz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum.

Biraz önce konuşmamda da vurguladım, PYD/YPG sekizinci kongresini Brüksel’de yaptı. Esasen Belçika ve bazı Avrupa Birliği üyesi ülkelerin PKK ve PYD’nin faaliyetlerine izin vermesi, her zaman söylediğimiz gibi terör konusunda çifte standartlarını açıkça ortaya koyuyor, bunu bir kere daha gördük. Bu bahsettiğiniz sözde kongre, PYD/YPG/PKK’nın gerçek yüzünü bir kere daha ortaya koymuştur. Burada da gördüğümüz gibi, PKK/ YPG/PYD’nin birbirinden hiçbir farklarının olmadığını, esasen iki farklı ülkede aynı örgüt olduğunu biz zaten söylüyorduk, tüm dostlarımızı bu konuda ikna etmeye çalışıyorduk. Görmek isteyen herkes bu kongrede PKK ve PYD’nin farklı olmadığını, aynı örgüt olduğunu açıkça gördü, görmek isteyen herkes bunu görebildi, görmek istemeyenlere de anlatmaya devam edeceğiz. Burada özellikle bölücü teröristbaşı Öcalan’ın posterlerini kullanmalarına, PKK’lılarla birlikte bu kongreyi organize etmelerine ve katılımcılara da baktığımız zaman hiçbir farklarının olmadığını açıkça görüyoruz.

Bugün Antony Blinken Ankara’da, bu sabah Genelkurmay’da ve diğer kurumlarımızda görüşmelerini sürdürüyor, öğleden sonra ben de kendisini kabul edeceğim.

Rakka ve Musul’da, DEAŞ’ın sözde başkentleri olan, önem verdiği büyük şehirlerde mutlaka DEAŞ’ın yenilgiye uğratılması gerekiyor, bu şehirlerden de DEAŞ’ın temizlenmesi gerekiyor, sadece bizim sınırımızın öbür tarafından değil. Bu iki ülkede istikrar ve güveni geri getirmek istiyorsak ve bu iki ülkenin geleceğini inşa etmek istiyorsak, DEAŞ’ın ve diğer terör örgütlerinin bir an evvel yok edilmesi gerekiyor, ama bunu yaparken de stratejimizin olması gerekiyor; bugün Boris’le bunu da konuştuk.

Bizim başından beri söylediğimiz bir şey var, maalesef çok sayıda ülke olmamıza rağmen, DEAŞ’a karşı koalisyonun içinde 65 ülke olmasına rağmen, bugüne kadar sonuç odaklı, kararlı bir stratejimiz olmadı, hep yanlış adımlar attık. Böyle bir strateji olmadığı için de PYD/YPG gibi diğer terör örgütlerine bel bağladılar. Bunun ne kadar yanlış olduğunu, tehlikeli olduğunu söyleyegeldik. Esasen sizin bahsettiğiniz Brüksel’deki kongre bunu da ortaya çıkardı, burada gerçek gündemlerinin ne olduğunu itiraf ettiler, yani Suriye’nin geleceği için değil, kendi kurmak istedikleri kanton ve ayrı bir devlet için mücadele ettiklerini burada itiraf ettiler. O sebeple böyle amaçları olan terör örgütleriyle başka bir terör örgütüne karşı işbirliği yapmak çok yanlış bir stratejidir.

Biz bunları kontrol ediyoruz diyenler de ya kendilerini kandırıyorlar, ya da bizi kandırmaya çalışıyorlar. Bizi kandırdıklarını düşünüyorlarsa yanılıyorlar, çünkü biz gerçekleri görüyoruz. Örneğin Münbiç operasyonunda müttefikimiz ABD bazı YPG/PYD unsurlarının geriden lojistik amaçla katılması gerektiğini ortaya koyunca biz bunun yanlış bir politika olduğunu söyledik. Ama sonra bir şartla buna bir şekilde olur verdik, Münbiç operasyonu biter bitmez YPG’liler Fırat Nehri’nin gerisine gidecek dedik. Fırat Nehri’nin gerisine gitmesi demek, oralarda bunların uyguladığı politikalara katılıyoruz anlamına gelmez. Şu anda YPG unsurları halen Münbiç’te. Obama söz verdi, Biden söz verdi, Kerry söz verdi, yani tüm yetkililer söz verdi; şimdi ya geri gönderemiyorlar, yani YPG’ye söz geçiremiyorsunuz ya da göndermek istemiyorsunuz, bunun başka bir seçeneği yok. 200’den fazla YPG unsuru Münbiç’te. 200 tane YPG’liyi Fırat’ın ötesine gönderemiyorsanız, o zaman diğer alanlarda YPG’ye nasıl güveneceksiniz? Esasen YPG’nin, PKK’nın hedefi kendisi gibi düşünmeyen, Marksist, Leninist olmayan, herkesin ideolojisine saygı duyabiliriz, ama kendisi gibi düşünmeyenlere, özellikle de Kürtlere yaptığı zulümdür. Onları da Suriye’de göçe zorladılar, Türkiye’nin bazı şehirlerinde de yine kendilerini desteklemeyen Kürt kardeşlerimizi, terör faaliyetlerini sürdürürken göçe zorladılar, işte bizim karşı olduğumuz bu. Dolayısıyla, şu anda YPG’nin özellikle Arapların çoğunlukla yaşadığı yerlerde bulunması Suriye’nin geleceği için tehlikelidir. Tapu kayıtları dâhil tüm resmi belgeleri yakıyorlar, etnik temizlik yapıyorlar. Biz ne için mücadele ediyoruz, bu kadar devletiz? Suriye’nin geleceği, istikrarı ve barışı için, güvenliği için mücadele ediyoruz, bu her şeyden önce kendimizin güvenliği için de önemli.

Şimdi tablo bu iken Rakka veya diğer operasyonlarda YPG’lilerle işbirliği yapmak esasen Suriye’nin geleceğini de riske atmak demektir. Münbiç’te bile söz geçiremediğin YPG’yi Rakka’ya götürmek çok yanlış bir adım olur. Biz yerel kuvvetleri güçlendirerek ve onlara özel kuvvetlerimizle destek vererek Suriye’de DEAŞ’a karşı operasyonların başarılı olabileceğini Cerablus ve Rai dâhil Türkiye sınırının öbür tarafında kanıtladık. Aynı stratejiyi Rakka’da ve diğer bölgelerde de, hatta Irak’ta, Musul’da ortaya koyabiliriz. Bizim özel kuvvetlerimiz Türkiye’nin, İngiltere’nin, Fransa’nın, ABD’nin, koalisyon içinde aktif olan ülkelerin özel kuvvetlerini mobilize ederek yerel kuvvetleri de güçlendirebilirsek pekala DEAŞ’a karşı da mücadele edebilirler ve bu şehirlerden DEAŞ’ı kurtarabilirler. Teröriste karşı başka teröristle işbirliği yapmak her şeyden önce kendi değerlerimize ihanettir ve Suriye’nin, Irak’ın geleceğine de ihanettir.

Teşekkür ederim.